Fernand Braudel Center
Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm
Yorum No. 17, Temmuz 1, 1999
"Kazanilamayan ve sona erdirilemeyen savaslar"
Immanuel Wallerstein
NATO’nun Yugoslavya saldirisi iki cesit tartismaya neden oldu. Birincisi ahlaki: NATO Yugoslavya’yi bombalamali mi? Ancak ikincisi pragmatik: NATO savasi kazanabilir mi? Veya, Yugoslavya’yi sadece bombalayarak savasi kazanabilir mi? Savaslari kazanilabilir kilan nedir ve son yillarda savaslarin kazanilmasi ve boylece sona erdirilmesi neden daha zor gorunuyor?
Bir savasi kazanmanin bedeli daima, daha guclu bir askeri kapasite ve savasi kazanmanin faturasini odemek icin gerekli iradenin toplamindan olusmustur. ABD, Irak’tan oldugu gibi Yugoslavya’dan da kesinlikle daha guclu bir askeri kapasiteye sahip. ABD’nin su an, basta kendisine potansiyel bir askeri rakip olan veya olabilecek devletlerden olmak uzere, diger tum devletlerden daha guclu bir askeri kapasiteye sahip oldugu herkesin hemfikir oldugu bir konu. Ancak, Rusya veya Cin’i dikkate almadan, Yugoslavya veya Irak’a karsi bir savas kazanmanin bedeli kesinlikle agirdir-cok agirdir.
Suphesiz, savasin faturasi diger taraf icin de agirdir. ABD’nin halihazirda icinde bulundugu her iki savasta da -Yugoslavya ve Irak ( ki Irakla olan savas her gun devam ediyor)- gorunuse gore diger taraf faturayi (bombalanmanin ve boykot edilmenin faturasini) odemeye istekliydi. ABD, su ana kadar her iki durumda da kara kuvvetleri kullanmanin (ve dolayisiyla onemli sayida can kaybi vermenin) faturasini odemek istemedi. Yani Irak’ta olan ve Yugoslavya’da devam eden sona erdirilemeyen, kazanilamayan bir mucadeledir.
Elbette, bunlar su an devam eden, yegane sona erdirilemeyen savaslar degil. Su an devam etmekte olan en aktif savaslar; Kesmir’de suregiden ve su siralar tekrar alevlenen, Timor’daki savas, en az yedi diger Afrika ulkesinden kabilelerin katildigi Kongo’daki savas, Sudan, Kongo/Brazzaville, Angola, Sierra, Leone ve Liberya’daki kanli ic savaslar, Habesistan ve Eritre arasinda yeniden baslayan catisma. Ve gecici bir sure icin gorece suskun olan, ancak her an yeniden patlamaya hazir savaslar var: Kambocya, Israil ve Arap dunyasi, kuzey Irlanda, Ruanda ve Burundi, Kafkasya’nin cesitli bolgeleri.
Bununla beraber, "yerel" veya ic savaslarla, ABD’yi diger ulkelerle karsi karsiya getiren savaslar arasinda bir fark var. Ilk gruptaki savaslarda, bircok savasin sona erdirilemez olmasinin nedeni; iki tarafin da birbirine gercek anlamda bir guc ustunlugu saglayamamasi, dunyanin geri kalaninin beklemekten hosnut olmasi ve savasa musaade etmesidir. ABD’yi diger ulkelerle karsi karsiya getiren savaslarda ise, ABD’nin diger ulkelere kesin bir guc ustulugu oldugundan, bu aciklama gecerli degildir. Aciklama, ABD’nin savaslara karsi tutumunda yatiyor olmali.
ABD bu savaslari surdurme konusunda ne dusunuyor? Bir yandan, ABD dunyanin "tek super gucu" oldugunu ve bu unvandan gurur duydugunu dusunuyor. Tek super guc olmak istiyor. Bunu hak ettigine inaniyor ve gucunu akillica kullanma konusunda kendine guveniyor. Ahlaki bakimdan dunyanin cogundan ve bir savas durumunda karsi karsiya gelebilecegi ulkelerin tumunden kesinlikle daha ustun oldugunu dusunuyor. Devlet yonetiminde erdemin sembolu olduguna ve dunyanin geri kalani icin bir model olduguna (olmasi gerektigine) inaniyor. Bu yuzden, bu ahlaki vizyona ve Birlesik Devletler’in dunya-sistemdeki rolunun evrimine meydan okuyan her ulkeye (yakin muttefiklerine bile) icerliyor. Boylece, bir Saddam Huseyin veya bir Slobodan Milosevic, ABD’ye acikca meydan okudugunda, ABD hukumeti genellikle tepki gostermek zorunda oldugunu hissediyor. Hukumetin, boyle bir meydan okumayi o an icin gormezden gelmenin daha akillica olduguna karar verdigi durumlarda, sundan emin olunmalidir ki; ABD’deki muhalefet partisi, mevcut hukumetin ABD’nin onurunu ve boylece ABD’nin cikarlarini savunma konusunda basarisiz oldugunu haykiracaktir. Bunun su an, Clinton’un farkliliklari onemsememeye, Cumhuriyetcilerin ise vurgulamaya calistigi ABD-Cin iliskilerinde gerceklestigini gorebiliriz.
ABD’nin kendi imajindan belki de cok daha onemli bir faktor daha var. Dunya-sistemde gercek guc olmak, eger yapilabiliyorsa ikna yoluyla, yapilamiyorsa da gozunu korkutarak birine istedigini yaptirmaktan gecer. Dunyanin yegane supergucunun baskisiyla yapilan tehdit onemli bir politik silahtir. Ancak, tehditler elbetteki karsi taraf inandigi zaman ya da kismen inandigi zaman ise yarar. Bu bir poker oyunudur. Rakipler bazen ne olacagini gormek icin blof yaparlar. Aslinda son elli yilda olan sudur ki; ABD bazen tehditlerinin geregini yapti, bazen de yapmadi. Sicilinin karali olmasi da herkesin hesabina yazildi. Hepimiz verileri dogru anlayip anlamadigimiz konusunda endiseleniyoruz. Acheson’un 1950’deki konusmasinin ABD’nin bir Kore savasina girmeyecegine dair Kuzey Koreliler’in ikna edilmesinde bir faktor olup olmadigi veya 1992’de ABD buyukelcilerinin Saddam Huseyin’le konusmalarinin Saddam’in, ABD’nin olasi bir Kuveyt isgaline tepki gostermeyecegi konusunda ikna edilmesinde bir faktor olup olmadigi bugun hala tartismalidir.
O halde ABD icin en basit politika kaslarini sadece esnetecegi yerde kullanmasi degil midir? Aslinda, hayir. Herseyden once, dunyanin dortbir yaninda bitmek bilmeyen catismalar var ve ABD’nin, bunlarin hepsine askeri olarak girebilmesi icin gucu ve parasi yetmemeye basladi. ABD artik titizlikle secim yapmak zorunda. Ikincisi, girdigi savaslar insan hayati ve para bakimindan oldukca pahaliya mal olmustur. Kore savasinin sona erdirildigi ateskes hatti neredeyse savasin basladigi yerle ayniydi. Vietnam savasi, ABD’nin askeri ustunlugune ragmen ABD icin buyuk bir yenilgiyle sonuclandi. 80’li yillarin basindaki Lubnan saldirisi buyuk bir yenilgiydi. II.Dunya Savasi’ndan bu yana ABD’nin en buyuk askeri zaferi; onuncu mevkideki bir ABD sehrinin polis gucunden daha kucuk bir orduya sahip kucuk bir Karayip adasi olan Grenada’nin isgaliydi.
Bir supergucun katilacagi savaslarin genis kamuoyu destegine ihtiyaci vardir. Bu savas, ABD’nin bir tane bile baslatmaya cesaret edemedigi Sovyetler Birligi’ne karsi bir savas olsaydi, bu destek suphesiz saglanirdi. Ancak bu durumda da, diger kosul olan gerekli askeri ustunluk saglanamiyordu. Herhangi baska bir ulkeyle savasta ise ABD kamuoyu destegi en iyi ihtimalle kayitsiz kalmakti. Vietnam savasi, Komunist bir ulkeye karsi savas, boylelikle de vekaleten Sovyetler Birligi’yle bir savas olarak mesrulastirildi. Buna ragmen ulkenin sadece yarisinin destegini aldi.
Bu durumda, bir ABD hukumeti ne yapabilir? Gorkemli bir hava kuvvetiyle ve hic kara birligi kullanmaksizin, boylelikle de can kaybi vermeden ucuz savaslar yapilabilir. Bunlarin bedelini odemek icin caba bile gostermeyebilir, cunku bunlar ABD kamuoyuna aci vermeyen savaslardir. Bu ABD’nin Yugoslavya, Irak, Kuzey Kore veya Cin ile karsilasmasinda temel sinirdir. Bu siniri gecmek mumkun mu? Aslinda hayir, cunku ABD, ayni anda hem Bati Avrupa ve Japonya’ya ekonomik bir ustunluk saglama mucadelesi verirken hem de ulkede ic savasin patlak vermesini engelleme mucadelesi veriyor. Su anda yaptigindan daha fazlasini yapmak icin yeterli kaynaklari ve politik enerjisi yok. Su anda yaptigi da; dunya-sistemde anarsi yaratmaya katkida bulunacak ve bunun bir sonucu olarak her yerde devlet yapilarinin cokusunu devam ettirecek sona erdirilemeyen ve kazanilamayan savaslar icin bir formulasyondur.
Immanuel Wallerstein
(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka
biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: iwaller@binghamton.edu; faks: 1-607-777-4315.Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)
Fernand Braudel Center
Homepage