Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

 

 

25, 1 Ekim 1999

MEKSİKA: SAATLİ BOMBA

 

 

Meksika 200 yılını ABD’nin çok yakınında geçirdi ve bu coğrafi yakınlık hususunda yapabileceği pek bir şey de yok. Ama bu yakınlık, sonuçları Meksika ve Birleşik Devletler’in epeyce ötesinde de hissedilen bir duruma yol açtı. Tarihsel arka-plan oldukça basit. 19. yüzyıl boyunca Birleşik Devletler yerlilerin kontrolündeki bölgeleri yutarak batıya doğru genişlerken, Avrupa devletlerinin sömürgesi olan iki ülkeyle sınır komşusu haline geldi: Kanada ve Meksika.

Kanada 1867’ye kadar İngiltere’nin sömürgesi olarak kaldı ve bu tarihten sonra yavaş yavaş tam bağımsızlığına (hükümranlık hakkına) kavuştu. Bu İngiliz koruyucu kalkanı sayesinde, ABD Kanada’ya pek öyle zorbalık taslayamıyordu. Ama Meksika’nın durumu farklıydı. İspanya Meksika için pek de güçlü bir koruma değildi ve zaten Meksika daha 19. yüzyılın başlarında bağımsız bir devlet haline gelmişti. Askeri açıdan ABD’den daha zayıftı: ABD’li yerleşimciler Kuzey Meksika’nın şöyle yüklüce ve -sonraları Teksas, yani Birleşik Devletler’in güneybatısı ve Güney Kaliforniya adıyla bilinecek olan- bir parçasına el koydular.

Meksika’da politik hayat, birçok Latin Amerika ülkesinin de paylaştığı çeşitli unsurların içiçe geçtiği bir büyük hay huydur: Epeyce geniş, ezilmiş ve isyankar bir Kızılderili nüfusu, yüzü Avrupa ve ABD’ye dönük servet sahibi küçük bir elit kesim, önce Fransız Devrimi ve sonra da Rus Devrimi’nden ilham alan ve genelde anti-gringo* olan dikkate değer bir popülist entelektüeller grubu, gerekli gördüğü zamanlarda (mesela Kızılderililer veya aydınlar sınıfı veya her ikisi politik anlamda fazlasıyla güçlü göründüğünde) hiç tereddütsüz doğrudan müdahale eden bir ordu, politik gücü ve etkisi genellikle muğlak olan caudillos*.

Ancak Meksika’nın bazı kendine özgü özellikleri oldu -sözgelimi kayda değer petrol yataklarına sahip olmak ve ABD’nin hemen yanıbaşında yeralmak gibi. ABD’ye yakınlık üç önemli sonucu beraberinde getiriyor. Birincisi, ABD’ye yasadışı yollardan göç etmek, diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğundan çok daha kolaydır. Bu yasadışı göç, ucuz işgücü peşindeki ABD’li işverenler tarafından da eskiden beri sürekli kışkırtıldı ve kışkırtılıyor. İkincisi, ABD ordusu için, fazlaca ele avuca sığmaz veya anti-gringo olan caudillos’a müdahale etmek, veya yasadışı göçün çok fazla arttığı düşünüldüğünde sınırı korumak, daha kolaydı. Üçüncüsü, özellikle de ABD Hükümeti’nin petrol odaklı ilgisi.

Bugün Meksika petrolünün dünya petrol üretimi içinde sadece küçük bir payı vardır. Oysa 20. yüzyılın ilk yarısında, bu petrolün istatistiksel olarak çok daha önemli bir rolü vardı. Ne var ki, bu hikayenin anlatılabilmesi için önce Meksika Devrimi’nin hikayesi anlatılmalı. Meksika Devrimi 20. yüzyılın büyük sistem-karşıtı devrimlerinin ilkiydi. Devrimin başlangıcı olarak, genellikle, Francisco Madero’nun 1910’da Porfirio Diaz’a karşı ayaklanması kabul edilir. Bu tarih, ilk Çin Devrimi’nden (1911) bir, Rus Devrimi’nden ise altı yıl öncedir.

Meksika Devrimi’nin açık seçik sonuçları olmadı: Klasik bir liberal olan Madero askeri şefler tarafından iktidardan alaşağı edildi ve öldürüldü. Emiliano Zapata devrimin içinde bir başka devrim, bir süreliğine başarıya ulaşan ama sonra ordu tarafından bastırılacak olan bir Kızılderili devrimi başlattı. Ve ortalık yaklaşık bir on yıl sonra duruldu: 20. yüzyıl’ın şu meşhur icatlarından tek-partili devlet sistemi Meksika’da da Kurumsal Devrimci Parti (Partido Revolucionario Institucional, PRI) himayesinde tesis edildi. Partinin adı muhteşem: “müesseseleştirilmiş, kurumsallaştırılmış” devrimin partisi. Ne var ki, bir hızlı değişim sürecini (bir devrimi) kurumsallaştırmak elbette onu dizginlemek ve evcilleştirmek, terbiye etmek demektir ve zaten tam da bu oldu.

PRI’nin yarattığı tek-parti rejimi, bu tür rejimlerin alışılagelmiş özelliklerine, mesela sendikalar, kadın hareketi ve benzerlerinden oluşan bir bağlı kuruluşlar şebekesine sahipti. Bu şebeke, politik elite sınırlı da olsa geri-besleme sağlayan bir mekanizma olarak işliyor ve parti politikalarının topluma taşınmasına/yaygınlaştırılmasına yarıyordu. PRI, isminin dışında eşine zor rastlanır bir de terim yarattı: sextennio. Bu, altı-yıllık dönem anlamına geliyordu. PRI sisteminin en güçlü kişileri olan başkanlar altı yıllık bir dönem için seçiliyorlardı. Yeni başkan, her zaman görevdeki başkan tarafından ve ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan seçiliyordu.

1934’te başkanlığa Lazaro Cardenas seçildi. Lazaro, devrimi kendinden öncekilerden ya da haleflerinden daha fazla ciddiye alan popülist bir entelektüeldi. Dünya büyük bir bunalımın tam ortasındaydı. Her yerde politik çalkantılar vardı. 1936’da Cardenas, neredeyse tamamen ABD şirketlerine ait olan petrol endüstrisini ulusallaştırmaya karar verdi. O “iyi komşuluk politikası” denen politikayı başlatmış olan Franklin Roosevelt, müdahale etmemeye karar verdi. Bu olay, “Meksikalı gücü” ve Meksikalılık onurunun varabildiği en yüksek zirve noktalarından biriydi.

Meksika sahnesinde rol sahibi olan bir unsur daha vardı. Meksikalı entelektüellerin Fransız devriminden aldıkları ilham, kendisini güçlü bir kilise karşıtlığı şeklinde dışa vurdu. Meksika elbette büyük oranda Katolik bir ülkedir ve Kilise İspanya’da olduğu gibi Meksika’da da (dikkat, İspanya İç Savaşı günlerindeyiz) sağcı toprak ağalarını destekleyen gerici bir politik güç olarak algılanıyordu. PRI papaz kıyafetlerinin giyilmesini yasakladı ve genel olarak da Katolik kilisesinin haklarına kısıtlamalar getirdi. Bunun da ötesinde Meksika, topraklarını, -(1939 sonrasında) İspanyol Cumhuriyetçileri gibi, (Stalinistlerce Mexico City’de öldürülecek olan) Troçki gibi yenilmiş dünya devrimcilerine bir sığınak olarak sundu. Diego Rivera, Freda Kahlo ve Orozco’nun başını çektiği Meksika sanatı da “devrimci”ydi.

PRI’nin bu “radikalizm” dönemini, 1940’tan günümüze kadar gelen uzun bir iniş dönemi izledi. PRI özel bir politik amacı olmayıp birer servet sahibi işadamı olmak peşinde koşanların üşüştüğü bir parti, bir “yolsuzluğa batmış lüzumsuz işler müdürleri zümresi” haline geldi. Bazıları açıkça uyuşturucu trafiğinin bir parçası haline geldi. 1968 Dünya Devrimi’nde, Meksika hükümeti özellikle baskıcı bir tavır sergiledi; devlet üniversitelerinden (UNAM) ve diğer okullardan önemli sayıdaki öğrenciyi katletti. Bu Meksika Devrimi’ni yavaş yavaş tasfiye etme süreci 1990’larda en üst seviyesine ulaştı. Üç şey gerçekleşti: Birincisi, Meksika hükümeti, NAFTA anlaşmasını imzalayarak ve kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirerek, Meksika ekonomisini ABD’nin düşük ücretli işgücü deposuna dönüştürmekte ciddi ilerlemeler kaydetti.

İkincisi, Chiapas eyaletindeki Maya kızılderilileri, Zapatistalar adı altında, Zapata’nın mücadelesini yeniden canlandırdılar. Ama 20. yüzyıldan gerekli dersi çıkarmış olduklarından, bunu yaparken alışılmış yolları kullanmadılar. Devlet iktidarının peşine düşmediler. Hatta orduyla savaşmaya bile çabalamadılar. Bunun yerine, kırsalda iktidara geçmeyi ve eşsiz bir kabiliyet sergiledikleri olağanüstü başarılı bir politik kampanya sayesinde, geniş bir ulusal ve uluslararası desteği mobilize etmeyi hedeflediler. Hükümet, fiilen yerine getirmemekte ayak direse de, San Andres anlaşmasında birçok önemli talebi kabul etmek zorunda kaldı. Üçüncüsü, Meksika solu PRI’den koptu ve Cardenas’ın oğlu Cuauhtemoc Cardenas liderliğinde Demokratik Devrim Partisi’ni (Partido Revolucionario Democrático, PRD’yi) kurdu. 1992’de 20. yüzyıl. Meksikası’nın ilk ciddi başkanlık seçimi yapıldı. Seçimde üç parti çekişiyordu: PRI, PRD ve PAN (Partido de Acción Nacional, yani Milli Hareket Partisi; PRI’nin kilise karşıtlığından rahatsızlık duyan Katolik güçlerle iş çevrelerini biraraya getiren muhafazakar bir parti).

PRI dağılıyor gibiydi. Meksika ise, hafif hafif sanki daha dürüst ve sosyal demokrat bir geçiş rejimine, Zapatistalarla da anlaşıp ülkeyi birleştirebilecek bir rejime yöneliyordu. Genel kanı seçimlerde zaferi PRD’nin kazandığı ve fakat PRI’nin bunu çaldığı yönünde. Neticede, bir fırsat kaçtı gitti. O günden beri PRI varlığını sürdürebilmek için sürekli manevralar yapıp duruyor ve PRD’yi kapsayarak, PAN’yi ise belli bir sınırın içine hapsederek, 2000 seçimlerinde ekseriyeti elde edeceğe benziyor. Bugün Chiapas’ta ise, PRI “kontrgerillayı” harekete geçirdi, ordu ise Zapatistaları güç kullanarak yok etmenin hazırlığı içinde.

PRI artık içi boş bir siyasi kabuğa dönüştü. Ekonomi politikalarındaki değişim sonucunda ülkede ciddi bir iç kutuplaşma yaşanıyor. Devletin takatinin tükenmesi için sert bir ekonomik çalkantı yeterli. Ya sonra ne olacak? Cevap herkesin hayalgücüne kalmış. Ordu kontrolü ele almaya çalışabilir. Çeşitli eyaletlerde eski moda gerilla hareketleri oluşabilir. ABD’ye yasadışı yollardan göç oranı artacak ve ortada bunu engelleyecek bir Meksika hükümeti olmayacak. Birleşik Devletler sınır bölgelerindeki “anarşi”den aşırı derecede rahatsız olmaya başlayabilir ve askeri birliklerini gönderip göndermeme konusunda zor bir karar vermek zorunda kalabilir. ABD’nin herhangi bir askeri müdahalesinin içerde yaratacağı sonuçlar; İran Körfezi’ne, Kosova’ya, hatta Vietnam’a asker göndermekten çok daha ağır olacaktır. ABD kendini bir dünya iç savaşının içinde bulabilir.

Meksika işte bu yüzden bir saatli bombadır.

1 Ekim 1999

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage