Fernand Braudel Center, Binghamton University

Http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

 

51, 1 Kasım 2000

NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ VE KORE’NİN YENİDEN BİRLEŞMESİ

 

 

Kore Cumhuriyeti Başkanı Kim Dae-jung’a, Kore Yarımadası’ndaki gerilimi düşürmek için gösterdiği çabalar nedeniyle bu yılın Nobel Barış Ödülü verildi. Kore, Soğuk Savaşın bir sonucu olarak yapısal olarak bölünmüş olan dört ulustan birisi: Çin, Almanya, Kore ve Vietnam. Dört ülkenin hepsinde, başından beri, yeniden birleşmek için duyulan güçlü bir duygusal istekle, iki politik yapı arasında güçlü bir ideolojik çatışmanın bir birleşimi vardı. Her durumun kendine özgü özellikleri oldu.

Bölünmelerin ikisi şimdiye kadar çözüme kavuştu: Almanya ve Vietnam. Almanya örneğinde, Doğu Alman devleti, Alman Demokratik Cumhuriyeti, 1989’da Doğu Avrupa komünist bloğunun yaşadığı transformasyon dalgasıyla iflah olmaz şekilde meşruiyetini kaybetti. Berlin duvarı yıkıldığında ve Federal Alman Cumhuriyeti Şansölyesi Kohl Doğu Almanya’nın Federal Cumhuriyet’e tam olarak dahil edilmesini teklif etiğinde, teklif çabucak kabul edildi ve Alman yeniden birleşmesi gerçekleşti.

Bu, Batı Alman şartlarına göre bir yeniden birleşmeydi. Teklif Doğu Almanlara karşı konulmaz göründü -sadece milliyetçi duygular nedeniyle değil; fakat Batı Almanya’nın inanılmaz ölçüde müreffeh görünmesinden ve yeniden birleşme teklifinin, tek tek Doğu Almanlara ekonomik olarak çok avantajlı görünen koşullarla tatlandırılmasından. Buna karşın, yeniden birleşme Batı Almanya’nın koşullarına göre gerçekleştiğinden, Doğu Almanlar ne konumlarını, ne de fabrikalarını koruyabildiler. Esas olarak, Doğu Almanya’daki bütün devlet kurumlarının varlığına son verildi ve devlet memurları tasfiye edildi. Aynı zamanda, üniversiteler, sanat kurumları ve hastaneler gibi yarı-devlet kurumlarında da yaygın tasfiyeler gerçekleştirildi. Bu kurumların pek çoğunda, tasfiye edilen personelin yerine Batı Almanya’dan getirilenler yerleştirildi. Bugün, Doğu Almanya’nın Batı Almanya tarafından “sömürgeleştirildiği” yönünde bir hissiyat var.

Üretim yapılarına gelince, bunlar özelleştirildi ve birçok durumda kapatıldı. Bunların yerine kurulan yapılar her zaman beklentileri karşılamadı ve Doğu Alman bölgelerinde hala yüksek düzeyde bir işsizlik var. Bugün iki bölgenin tek bir ülke oluşturmasına karşın, Batı ve Doğu Almanya’daki yaşam standartları arasında ekonomik bir uçurum varlığını sürdürüyor. Diğer yandan, Doğu Almanlara verdikleri ekonomik avantajların Batı Almanlara maliyeti beklediklerinin çok daha üstünde oldu ve pişmanlığa değilse bile, bazı hoşnutsuzluklara yol açtı.

İkinci yeniden birleşme, Vietnam, oldukça farklıydı. Burada bir savaş (isterseniz buna iç savaş deyin) vardı ve dış güçler bu savaşa büyük ölçüde müdahil olmuşlardı. Özellikle, ABD Güney Vietnam hükümetine, yani Vietnam Cumhuriyeti’ne yardım etmek için çok sayıda birlik gönderdi. Hepimizin bildiği gibi, sonunda savaşı, ABD’yi geri çekilmeye zorlayarak ve Vietnam’ı güç kullanarak yeniden birleştirerek, Kuzey Vietnam devleti kazandı. Burada da, Almanya’da olduğu gibi, bir tasfiye yaşandı. Fakat bu tasfiye, Güney Vietnam devleti ile ilişki kurmuş olan insanların bireysel yaşamları üzerinde çok daha ciddi sonuçlar doğurdu. Sonuçlardan birisi, Almanya’dan farklı olarak, Güney Vietnam’dan kaçan çok sayıda mültecinin olmasıydı. Daha başarılı olanlar, ABD’ye ve başka Batılı ülkelere yerleştiler. Daha az başarılı olanlar ise, Doğu Asya’da başka bir yere yerleşmek için, genellikle çok düşük bir başarı oranıyla çabalayan, denizlerde gezen gemi insanlarına dönüştüler.

Çin’deki bölünmenin, diğer örneklerden oldukça farklı üç yönü var. Çinli komünistlerin kazandığı iç savaşın bir sonucu olarak, Kuomintang devleti ve görevlileri Tayvan’a çekildiler ve Çin’in yasal hükümeti olduklarını iddia etmeye devam ettiler. Sonunda, onları diplomatik olarak dikkate değer şekilde tanıyan kimse kalmadı, ABD bile. Bununla birlikte, Tayvan bir ada olduğu için, bölünmeyi güç kullanarak çözüme kavuşturmak zordu. Özellikle de, ABD anakaradaki hükümetin askeri eylemine karşı Tayvan hükümetine garanti verdiği için. Bu bir numaralı farklılıktı, sudan bir sınır.

Soğuk Savaş bölünmesinin diğer örnekleriyle arasındaki ikinci farklılık, Tayvan’ın Han Hanedanlığı’ndan gelen Çinlilerden oluşmayan yerli bir nüfusa sahip olmasıydı. Adada güçlü bir bağımsızlık hareketi vardı ve son seçimlerde ilk defa Kuomintang’ın değil de, Tayvanlı hareketin desteklediği bir başkan seçildi. Kuomintang, etnik olarak Han Hanedanlığı’ndan gelen Çinliler ve genellikle anakaradan kaçan mülteciler arasında gücünü korumayı sürdürüyor.

Üçüncü fark demografiktir. Soğuk Savaş’ın diğer üç bölünmesi, kabaca benzer bir yüzölçümüne ve nüfusa sahip iki devlet yarattı. Fakat bu örnekte, dev bir nüfusa sahip olan anakara Çin’in karşısında, Tayvan’da büyükçe olmasına karşın daha küçük bir devlet bulunuyor (fakat Tayvan’ın büyüklüğü, anakara Çin’in büyüklüğünün yanında sönük kalıyor). Bununla birlikte, Tayvan bugün oldukça zengin bir devlet ve bu zenginliğiyle önemli bir silahlı gücü muhafaza edebiliyor. Çin, Hong Kong’a teklif ettiğine benzer koşullarla Tayvan’a yeniden birleşme teklif ediyor -50 yıllık bir garanti, şöyle ki eğer Tayvan barışçı yollarla Çin’e katılırsa, kurumlarına 50 yıl süresince dokunulmayacak. Ne Kuomintang grupları, ne de Tayvanlı milliyetçiler bu koşulları ciddi şekilde değerlendirmek konusunda hevesli görünmüyorlar. Şimdilik, devam eden bir görüşme yok.

Bugün, ilk defa, Güney Kore ve Kuzey Kore hükümetleri arasında ciddi müzekereler yapılıyor. Bunun mümkün hale gelmesine yardım ettiği için Başkan Kim’e Nobel Barış Ödülü verildi. Fakat durum hiç de kolay değil. Kuzey Kore’deki rejim, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kendilerini Marksist-Leninist ilan eden bütün rejimlerin (ekonomik, politik ve kültürel olarak) en geleneksel stalinist örgütlenme tarzını koruyor. Ek olarak, yaygın bir açlık ve beslenme yetersizliğiyle, son derece zor bir ekonomik durumda olduğu görülüyor. Diplomatik alanda sadece birkaç gerçek dostu var. En yakın dostu muhtemelen Çin Halk Cumhuriyeti ve Çin’le bile arasında bazı gerginlikler var.

Kuzey Kore’nin elindeki önemli bir kart, askeri güç ve özellikle nükleer silahların üretilmesinde gösterdikleri ilerlemenin düzeyi. On yıllar süren aralıksız düşmanlık ve boykotun ardından, ABD’nin Kuzey Kore’yle ciddi diplomatik müzakerelere başlamasına yol açan işte bu askeri güç. Önümüzdeki bir iki yılda, iki ülkenin birbirlerine büyükelçi göndermeleri ihtimali bile var. Fakat ne olursa olsun, Kuzey Kore Doğu Almanya’nın gittiği yoldan gitmemeye kararlı görünüyor.

Güney Kore hükümetine gelince, birçok faktörün biraraya gelmesiyle harekete geçmiş görünüyorlar: İlki, doğrudan yapılacak Kuzey Kore-ABD görüşmelerinin arifesinde dışarıda bırakılma korkusu. Fakat belki daha önemlisi, nihayetinde barışçıl bir yeniden birleşmenin önünü açacak daha yakın ilişkilere doğru ciddi şekilde ilerleme fırsatı. Güney Kore hükümetinin ilişkileri geliştirmesini dizginleyen iki faktör var: Güney Kore’de herkes sürecin ilerlemesini istemiyor. Ve Güney Kore, daha önceki iki yeniden birleşmenin o kadar da iyi sonuçlanmış olduğundan emin değil. Her şeyden önce, Batı Alman hükümetinin projeye harcamak zorunda kaldığı paraya sahip olmadıklarını düşünüyorlar ve bu nedenle Almanya modeline temkinli yaklaşıyorlar.

Öyleyse, kaydadeğer bir ilerleme sağlamak hiç de kolay olmayacak. Ve hiç şüphesiz, eğer Kore’nin yeniden birleşmesi gerçekleşecekse, bunun biçimi Alman veya Vietnamlı veya olacağı düşünülen Çin versiyonlarına benzemeyecek. Şunu söyleyebiliriz ki, Kore’nin yeniden birleşmesi jeopolitik sahnede muhtemelen diğerlerinin yarattığı etkiden çok daha büyük bir etkiye sahip olacak. Kore’nin yeniden birleşmesi, bölgesel sahnede davetsiz misafir olarak üçüncü bir güçlü aktörün yer almasını sağlayarak, Çin ve Japonya’nın ilişkilerini dönüşüme uğratacak. Bu yolla, gerçekten dünya sahnesinde güçlü bir Asya bloğunun kurulmasına yardımcı olabilir.

Öyleyse Nobel Barış Ödülü fırsatların akıllı bir şekilde değerlendirileceği umuduyla verildi -bir teşvik ödülü.

1 Kasım 2000

 

(© Immanuel Wallerstein. Bütün hakları saklıdır. Bu yazı, değiştirilmemek, yayın haklarına ilişkin çıkma korunmak koşuluyla bilgisayarlara yüklenebilir, elektronik ortamda iletilebilir ya da başkalarına postalanabilir, bilişim ağı üzerindeki ticari olmayan kamusal alanlarda yayımlanabilir. Bu metni çevirmek, bilişim ağı üzerindeki ticari alanlar ile alıntıları da kapsamak üzere basılı olarak ya da başka biçimlerde yayımlamak için yazarına başvurunuz: immanuel.wallerstein@yale.edu; faks: 1-607-777-4315.

Ayda iki kez yayımlanan bu yorumlar, çağdaş dünyanın görünümüne, günübirlik başlıklara göre değil de uzun dönem açısından bakan düşünceler olma amacını taşımaktadır.)

Fernand Braudel Center Homepage